HAL: Macarca Balık
BALIK à HALIK àHAL_
[10.09.1994: Ev-Erenköy-İstanbul: 17.37]

HALI, DİBEK, TAVE : Kürtçe de kullanılan kelime (Tava)

HAMBURG: Almanya'da şehir
HAM-BURG = HAN-BURG = HANLARIN ŞEHRİ
[22.11.1990: Ev-Erenköy-İstanbul: 21.25]

HAMBURG: Almanya'da Şehir
KAN-LI-YURTà HAN-LI-URT à HAN-DURT à HAM-BURTà HAM-BURG şekline girebilmektedir.
[14.12.1980: Ev-K.Esat-Ankara: 23.30]

HAN BALIK: Çin'de PEKİN veya belki de onun yanında eski bir TÜRK şehri.
BALIK à KALIK à KALAK à KALE vs. demektir.
[09.04.1995: Ev-Erenköy-İstanbul: 09.20]

İÇİM : Kürtçe de kullanılan kelime

İKE, İDE, EDE vs.:
İKE-SUS = (AKA-SUS ?) ; İDE-AMİN = İDE-EMİN ? ; EDE-BALI = (ATA-BALI ? );  ATA-TÜRK= ( ETE-TÜRK ? )
İKE ßà EKE (AKA) ßà EGE (AGA) ßà EĞE (AĞA) vs.vs.                                        
İDE ßàEDE (D'EDE àTET (Fransızca), ADA vs.vs.                                                
İSE ßà ESE (ASA ? )
İZE ßà EZE (Zannedersem Azerbeycan'ın bazı yörelerinde ATA = AĞA vs.vs. yerine muhterem,büyük,yaşlı, kâmil kişilere EZE derler miş ?) Acaba AZİZ , A-İZ kelimesinin kökünde de bu EZE mi var.
Bu İKE, İDE, EDE vs. vs. kelimeleri üzerinde durmak lazım.
İDERİN = EDERİM; YAPARIN = YAPARIM = İDEYİN = İDEYİM  yani M = N değişimi oluyor.Daha çok misaller olabilir.
[13.03.1988: Ev-Erenköy-İstanbul: 14.35]

İKESUSLAR: Filistin'de veya Mısır'da beylik.

İKKİ: Doğu Türkistan'da İKİ demek
İKİ (Sayı)
[30.09.1987: Hastane-Koşuyolu: 15.40]

İLAHİ:
TÜRK ten à TÜRKİ yapılmış, ŞARK dan à ŞARKİ yapılmış, acaba İLAH dan da à İLAHİ mi yapılmış.? [10.12.1988 Ev-Erenköy Saat 17:05]

İLİM-BİLGİ:
İLİM= BİLGİ = Bilmek demektir.Neyi bileceğiz.? Bilmediğimiz veya bilemediğimiz şeyin veya şeylerin öğrenilmesi demektir.İlim için yol lazımdır.Usul lâzımdır.Metod lâzımdır.Yani ilim tahsili için bunlar gereklidir.Alim,Bilgin veya bilen demek, hadiselerin sebepleri ile neticelerini bir kaide ile, bir formül ile bilen kimse demektir.İlim basit de olabilir,karışık ta olabilir. Yürümek de bir ilimdir.Yüzmek de bir ilimdir.Bir vasıta ile uçmak da bir ilimdir.Harp de bir ilimdir.Gemi, zırhlı,uçak, füze, radar, radyo, telsiz, telefon vs. yapmakta bir ilimdir.Hatta ticaret yapmak, cemiyet idare etmek vs. vs. ler de hep birer ilimdir. Bugün ne kadar ilim var.? Fizik ilmi var, Kimya ilmi var, Matematik ilmi var, Biyoloji ilmi var, sosyoloji ilmi var, vs.vs. var. Fakat bana öyle geliyorki bizim bilmediğimiz veya bize öğretilemiyen çok çok daha ilimler var. Vaki bilimum mekteplerimizde okutulan ilimlerin dışında, gine de bize öğretilmiyen ve fakat düşmanlarımızın,düşmanları ( yani bizler) için uyguladıkları, ancak bize duyurmadıkları bir veya birçok ilimler daha var. Demek istediğim, daha ziyade, sosyoloji ilmi ile ilgilidir, ve belki de istiklâlini ilan etmiş bu ilmin bir dalıdır. Meselâ: Bir millet düşünelim ki büyüğüne karşı saygılı, büyüğü veyahut babası yaşındaki bir kimse onu azarlasa, döğse ona el kaldırmaz.(Bu  tabir milletimizin karakterini [eski] belirten çok manalı bir tabirdir.Bu tabirden cemiyetin yapısını anlamak mümkündür.)  küçükleri,  yetimleri gözü gibi korur. Vatanı için canını seve seve verir.Yaptığını Allah rızası için yapar.Desinler için yapmaz,Hırsızlık nedir bilmez, adaletten ayrılmaz,milletinin veya partisinin ? ! menfaatini şahsi menfaatinin üstünde tutar. Yalan söylemez,fakir ve fukaralara elinden geldiği kadar kimse görmeden yardımda bulunur.Komşusunun ve bütün insanların haklarını, hukuklarını, iffetlerini kendi iffeti gibi korur.vs.vs.vs. 
     Fertler birbirlerine çelikten bağlarla bağlanmış gibi yekpare olmuş bir millet düşünün…Bu millet hasta bir millet değildir, böyle bir cemiyet hasta bir cemiyet olamaz. Böyle bir millet veya milletler topluluğundan başkalarına ne zarar gelir.? Böyle bir cemiyette cinayet olmaz , hırsızlık olmaz, isyan olmaz,olmaz vs.vs. hiçbir kötülük olmaz..
     Bu şekilde sağlam bir cemiyeti acaba nasıl hasta edebiliriz.? Veya edilir.? Böyle bir sağlam cemiyeti hasta etmenin yolları, metodları, usulleri nelerdir.? Yani bunun da demekki bir ilmi vardır.Cemiyeti sağlığa kavuşturmanın bir ilmi olduğu gibi, sağlam olan bir cemiyeti de hasta etmenin bir ilmi vardır. Sağlam bir cemiyete, bu yıkıcı ilim tatbik edildiği takdirde, o aslan gibi cemiyet, dişi tırnağı sökülmüş, kuvveti giderilmiş, belki yalnız ve yalnız şeklen bir arslan görünümünde et yığınından başka birşey olmadığı gibi, dışta sağlam gibi görünen veya kasten sağlam gösterilen (avutmak için) bir cemiyet de içi çürümüş kof bir ağaca benzer.En küçük bir rüzgârda yıkılmağa ölmeğe mahküm bir varlık haline gelmiş olur. Yani dıştan sağlam görünse bile, o cemiyet içten marazlıdır, hastadır. İçten ölmüştür.
     Bir cemiyet de, kötülerin nisbeti, iyilere nazaran % 50’yi buldu mu, herhalde o cemiyet için felaket çanları çalmaya başlar. Öyle zannediyorum ki bu nisbet, bugün bizim cemiyetimizde, iyiler aleyhine hızla artmakta ve belki de çok iyimser bir tahminle % 50’nin üstüne çıkmıştır.
     O halde bir cemiyeti hasta edebilmek için ne yapmak lâzım:? Belki ilk nazarda kötülerin adedini çoğaltmak ve iyilerin adedini azaltmak lâzım. Bizim düşmanlarımız da ne yapıyorlar? İşte bunu yapıyorlar. Cemiyeti sağlığa kavuşturan ne gibi yollar var ise, o yolları tahrip etmek, tıkamak ve cemiyeti hasta yapacak ne kadar yollar var ise, şerlere o yolu açmak.. İşte düşmanlarımızın da yaptıkları ve yaptıklarını da kâfi görmiyerek, yapmağa ve yıkmağa  çalıştıkları yollar da bunlar..
     Bir milleti idare edenlerin veya idare edeceklerin bilmeleri gereken ilim budur.
     Düşman olan kurt, kuzu postuna bürünerek sürünün içine girerse, bu yıkıcı faaliyetlerini dışa nazaran, içten daha kolaylıkla yapabilir. Burada, vücudun içine giren ve o vücudu imha etmek için çalışan mikroplara karşı vücut bir muafiyet kazanırsa ki tabii gücünün yettiği nisbette, cemiyeti de yıkmağa çalışan ve cemiyetin içine girmiş gizli şerlere, mikroplara karşı da cemiyetin dayanma gücü nisbetinde, muafiyet, bağışıklık kazanır…Bu bağışıklığın, bu direncin gücü; cemiyete ışık tutacak, cemiyeti aydınlatacak kişilerin varlığı ve tesirliliği nisbetinde olur.
     Bu bakımdan, düşmanlar, bu ışıkları da söndürmeğe fayda veremez hale getirme yollarını ararlar, onları ağızlarını kapatırlar, güçlerini tesirsiz hale getirirler, konuşamazlar, yazı yazamazlar, kitap çıkartamazlar, radyoları yoktur, televizyonları yoktur, gazeteleri yoktur, mecmuaları yoktur…Hep bütün bu kuvvetler şerlerin, mikropların elindedir, inhisarları altındadır…Cemiyeti uyutmağa, ninni söylemeğe, yalanlar savurmağa başlarlar ve devamlı olarak işlerler ve devamlı olarak kendi yönlerinde fertlerin beyinlerini yıkar ve yıkamaya aralıksız olarak devam ederler…Eğer muaffak olurlarsa, boğazlanan hayvanın birkaç defa çırpınması gibi çırpındıktan sonra o cemiyet şer kuvvetlere teslim olur ve o cemiyet artık ölür…Düşmanları hırslarını tatmin etmiş olur… Ancak, o mel’unların yanıldıkları ve aldandıkları ve onların iananmadıkları ve o milleti koruyan ve muhafaza eden ulu Tanrı’nın varlığıdır..
[28.05.1982: İst-Mecidiyeköy: 14.35]

İMANLU: Afşar Oymakları,/ Tercüman İslâm Türk Ansiklopedisi;Sh:61
İNANLU
[25.08.1987: Ev-Erenköy-İstanbul: 16.35]

İMİRLU: Afşar Oymakları,/ Tercüman İslâm Türk Ansiklopedisi;Sh:61
İNANLU
[25.08.1987: Ev-Erenköy-İstanbul: 16.35]

İNANLU: Afşar Oymakları,/ Tercüman İslâm Türk Ansiklopedisi;Sh:61
İNANLU
[25.08.1987: Ev-Erenköy-İstanbul: 16.35]

İPEK : Kürtçe de kullanılan kelime

İRAN:
Bu kelimenin kökünde AR var, Acaba HAR-KOV,HAR-PUT,KAR-A-DENİZ, KAR-YA lerle bir alakası var mı?
[07.06.1992: Ev-Erenköy-İstanbul: 24.00]

İS: SAHİP
Bence İŞ ß KİŞ ß KİŞİ
 KİŞİ kelimesinin baş ve son harflerinin düşmesi sonucunda meydana gelmiş bir kelime.
KİŞİ à ADAM à  İNSANà ZAT demektir.
KİŞİSİZà İNSANSIZ à ADAMSIZà KİMSESİZ yer demektir.
İS-SİZ = KİŞİ-SİZ
[31.05.1986: Ev-Erenköy-İstanbul: 11.45]

İSİM YAPMA:
İst-M.Köy.15.11.1982,Pazartesi,Saat:09.48;Lisan Notları
A – KOMPLE
B – TEMUÇİN
C – MAHZEN à MAZI
                Bugün fırsat buldukça bu üç kelime üzerinde duralım..Geçen hafta 111 No’lu Beşiktaş Otobüsü ile gelirken Ankara Asfaltı’nın yanındaki bir binaya “Komple Kiralık” levhası asılmıştı.Bundan komple kelimesi aklıma takıldı.
                Bu gün de Kadıköy’den 120 No’lu M.Köy Otobüsü ile gelirken “Karaca Ahmet Mezarlığı’ndaki” “Temuçin Ailesi” ibaresinden Temuçin  kelimesi aklıma takıldı…
                Aynı anda: Bizim Trabzon Soğuksu köyü’ndeki rahmetli Annem’in baba evlerinde, yer evinin ocaklığın bulunduğu sahada ve küçük odanın altında ışıksız,zemini purtoprak olan ve bir oda büyüklüğünde 2, 3 basamakla içerisine inilen, belki de kiler olarak kullanılan üstündekitek kapağı (yerevine )açılan yere (mazı) derdik.Öyle duymuş ve öyle bellemiştik.Bu mazı kelimesinin de Arapça “mahzen” kelimesinden bozularak Türk’ün ağzına göre “mazı” şekline girmiş olabileceğini düşündüm.
                Şimdi bu üç kelime üzerinde duralım…
                A-KOMPLE: Bu kelimenin etimolojisini yani hangi milletin dilinden geldiğini bilmiyorum.Şu anda, lugatlara da bakmak imkânım yok. Belki Fransızca’dır.Belki Lâtince’den geliyor.? Tabii diğer dillerdeki şeklini de bilmiyorum.
                Ancak “Komple Kiralık” veya “Arabayı komple tuttu” veya “Bu bina komple iş hanı olarak inşa edilmiştir” vs. gibi tabirlerden : “Tamamen Kiralık”, Tamamen İşhanı”, veya “Otomobili Tamamen tuttu” ibarelerinden; “Komple” kelimesinin içinde “tam”,”tamamı” veya “tamamen= tam olarak” ifadesinin mevcut olduğunu seziyorum.
                TAM,TAMI kelimelerinin yanında, Farsça olduğu zannedilen “Kamu” kelimesi de var.:

İSİM YAPMA:
SIĞ-MAK'tan         à SIĞ-IN-MAK
BAR-MAK'tan        à BAR-IN-MAK
                                à KOR-UN-MAK
YIĞ-MAK'tan         à YIĞ-IN-MAK
GİY-MEK'ten          à GİY-İN-MEK  vs. vs.
Şimdi bunlardan yapılan isimleri görelim.
SIĞIN-AK: Sığınılacak Yer.
BARIN-AK: Barınılacak Yer.
KORUN-AK:Korunulacak Yer.
YIĞIN-AK: Yığınılan Yer.
     Bu kelimelerin UYDURUKÇA olmadığını zannediyorum.
[01.02.1991: Ev-Erenköy-İstanbul: 22.50]

İSKENDER: “Tarihte Üç İskender vardı. Bunları birbiri ile karıştırmamalıdır.
Birincisi: Makedonya Kralı Filip’in oğludur. Milattan önce yaşayıp 33 yaşında öldü.
İkincisi: İskender, Yemen hükümdarıdır. Çin’e kadar gitmiştir.
Üçüncüsü: Kur’an-ı Kerim’de Zülkareyn adı ile bildirilen mübarek zattır, Yafes soyundan olup Hızır Aleyhisselam’ın teyzesinin oğludur. Diğer iki İskender’den önce yaşamıştır. Ye’cüc ve Me’cüc denilen kavmi, iki dağ arasına hapsetti. Yüz metre yükseklikte taş ve demirden bir setle dağı kuşattı. Çin setti başkadır.”[1]
[03.10.1988 Ev-Erenköy Saat: 18:55]

İSKENDERUN:
İSKENDER-UN = İskender Şehri                                                                     
ALEKSANDR-POLİS = İskender Şehri
İSKENDER = ALEKSANDR              
UN  = POLİS  = ŞEHİR  ; SUN = BOLUK = ŞEHİR ( Bolu,Bol vs.) ; SUNT = BALIK = BAL  ;                                                       SUNT à KUNT à KENT à KONT à KONAK
Yunanlı bu şehre ALEKSANRO-POLİS diyor..Yerlileri ise aynı şehre İSKENDER-UN diyor. Topkı Yunanlı'nın AMİSOS dediği şehre yerlilerinin SAMSUN veya TRABEZUS dediği şehre yerlilerinin TUBAR-ZENT = TRABZAN veya KERESİUS dediği şehre yerlilerinin KEREZ-SİN = GİRESUN  vs.vs. dediği gibi.ARK-HELLAS (Eski ismi) = AK-KALAK = AK-ŞEHİR(Yeni ismi)
NOT: Eski isim ile yeni isimdeki mana beraberliğine çok dikkat etmek gerekir.
[22.11.1979: Ev-Ankara: 15.40]

İSKENDERUN:
İSKENDERUN başlıklı NOT'un sonundaki sözler üzerinde çok durmak lazım..   Yunanlı  _OS, _SOS, _UM, _İYUM, _POLİS vs.vs. diyor.                                    
Yerlileri ise _SUN, _UN, _SİN, _ZUN, _ZAN diyorlar.
                Bu mevzuu üzerinde durulunca zannedersem çok önemli kararlar alınabilir. Eski TÜRK :(ARK-HELAS) diyor, Yeni TÜRK (AK-SARAY) diyor."AKSARAY kasabası , önceleri GARSAURA Kapadkya krallarının sonuncusu olan ARK HELAOS 'un ismine izafetle ARK-HELAİS ismini almıştır." Bu Bilgiler Türkiye Ansiklopedisi'nin  1.Cilt,Sh.130 da yazılıdır.             Kappadokia 'nın son kralının adını :ARK HELAOS olarak yazmış, ancak kasabanın adını ise ARK-HELAİS yazmış. Yani her iki kelimede çok ufak bir harf değişikliği var.Son Kralın adı ARK HELAOS'dur. Kurduğu kasabanın adı ise kendi adına çok yakın olan            ARK-HELAİS 'dir. Yani Kralın adının son harfleri OS; kurduğu kasabanın son harfleri ise İS dir. Bu farkın cevabını ancak Yunanlı verebilir.Amma ARK'ın eski Türkçede AK demek olduğunu bildiğimize göre ve HELA'da KALAK ,KALE (PALE = Fransızca SARAY) demek olduğuna göre ve buraha her kim AK-SARAY adını takmış ise bu kadar benzerliklerin de tesadüf olmayacağı kanaatindeyim.
[12.04.1996: Ev-Erenköy-İstanbul: 11.50]

İSMET: Erkek İsmi,Arapça TEMİZ demek.
Hristiyanların SMİT 'leri var; bizde de buna benzer İSMET var
[05.03.1997: Ev-Erenköy-İstanbul: 23.05]

İTNİNG: Doğu Türkistan Tabiri = İt'in köpeğin
[30.09.1987: Koşuyolu-Hastane: 19.07]

İZMİR:
Bence: OĞUZ-YURDU = UZ-MURT = İZMİR olmuş olabilir.
[28.01.1993: Ev-Erenköy-İstanbul: 10.55]

 


 

[1] Türkiye Gazetesi; 03.10.1988 Sh.8, Yazan : Konya Cafer Eser

____________________________________________

 copyright © 2006 - 2009
 tüm hakları saklıdır
TÜRK DİLİ

iletisim@turk-dili.com

  Site Meter